18 Ekim 2012 Perşembe

Bir Çiçek

Bir varmış bir yokmuş. Aslında hep varmış da, bir varmış bir yokmuş gibi görünürmüş. Günlerden bir gün kız dağlarda gezinirken daha önce hiç görmediği bir çiçek görmüş. Çiçeği uzaktan görür görmez daha önce böyle bir çiçek görmediğini fark etmiş, adımlarını hızlandırıp hemen yanına varmış. Onu incitmeyeceği bir mesafede, yanına, toprağın üzerine oturmuş hemencecik. Güzelliğini seyre dalmış. Önce ince ama güçlü dalına bakmış. Topraktan aldığı suyun bedeninden yapraklarına çıkışını hissetmiş. Sonra yapraklarının rengine ve incecik dalının üzerinde kendine özgü güzelliğiyle duran başını seyretmiş. Ona konan arıları hayal etmiş. Bakışlarını aşağıya kaydırarak toprakla birleşen köklerine bakmış. Bütün gücüyle toprağı tutan köklerine. Tam dalmış çiçeği seyrederken arkasından bir ses gelmiş, “Yere oturma üstün kirlenir.” Kız bakışlarını çiçekten ayırmadan hafifçe başını sağa çevirmiş. Ardından hiç aldırış etmeden tekrar çiçeğe dönmüş. Sözü söyleyen kişi yanından geçip gitmiş. Kız etraftaki diğer çiçeklere bakmış. Hepsi aynı gibi görünen ama aslında birbirinin eşi olmayan çiçeklere. İçinden “Tıpkı biz insanların parmak izi gibi…” Diye geçirmiş. Demin ona söz söyleyen kişi ileriden dönüp kıza bakmış. Sesini yükselterek bağırmış. “Sana söylüyorum! Üşüyeceksin. Küçük bir çocuk gibi ne oturmuş çiçeğe bakıyorsun.” Kız bu sefer söyleneni duymayacak derecede algısını kapatmış. O sırada dağda hafif bir rüzgâr esmiş. Rüzgârın sesi ağaçlara, otlara, tüm bitkilere değerek bir şarkı mırıldanmış. Kız rüzgârın şarksını dinlemiş.


Bir zaman sonra ileriden çoban ve sürüsü görünmüş. Koyunlar çan sesleri arasında otluyormuş. Çoban şöyle bir koyunlarına bakmış. Saymış. Kıza doğru yaklaşmış. Kız ve çoban birbirlerine bakarak gülümsemişler. Çoban hiç ses etmeden yere çökmüş, o da çiçeğe bakmaya başlamış. Bir müddet sonra kız derin bir iç çekerek ayağa kalmış. Tam yol almış giderken çoban seslenmiş, “Çiçeğin dilini anlayan bir insan, korkunun olmadığını bilir. Korkunun olmadığını bildiğini bil küçük kız.” Kız bu söz üzerine bir an durmuş. Ayakları tıpkı o çiçek gibi toprağa kök salmış. Toprağın ona sunduklarını bedenine çekmiş. Bir rüzgâr esip saçlarını hafifçe kımıldatmış. İki elini göğsünün üzerinde birleştirip, hafifçe öne eğilip çobanı selamlamış. Ardına dönüp yola devam ettiğinde o artık bir an önceki kişi değilmiş. 


Aslıhan Özen

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder